Orta Vadeli Programlarda (OVP) Katılım Finans (I): Bir Politika Alanı Nasıl İnşa Edildi?
Bu çalışma, Orta Vadeli Programlar üzerinden Türkiye’de katılım finansın kamu politikaları içerisindeki gelişim seyrini incelemektedir. İlk dönemlerde ürün çeşitliliği, yaygınlaşma ve farkındalık ekseninde şekillenen hedeflerin; zamanla hukukî ve kurumsal altyapı, standartlar, danışma komitesi yapıları, katılım sigortacılığı, sermaye piyasaları, fintek, kalkınma ve yatırım bankacılığı ile banka dışı finansal kuruluşları kapsayan daha geniş bir politika alanına dönüştüğü görülmektedir. Böylece katılım finans, OVP’lerde tedricen belirli ürünlerin desteklendiği bir alandan, kendine mahsus kurumları, düzenleme araçları ve yönetişim mekanizmaları bulunan daha bütüncül bir finansal ekosistem tasavvuruna evrilmiştir.
Av. Cihan Şerif BALYER
Türkiye’de katılım finansın kamu politikaları içerisindeki seyrini izlemek için Orta Vadeli Programlar (OVP), birbirini takip eden münferit politika metinlerinden öte, zaman içerisinde teşekkül eden bir politika birikimi sunmaktadır. Başlangıçta faizsiz finansman araçlarının yaygınlaştırılması ve çeşitlendirilmesi etrafında şekillenen hedeflerin; ilerleyen yıllarda hukukî altyapı, standart ve danışma yapıları, sigortacılık, sermaye piyasaları, finansal teknolojiler ve banka dışı finansal kuruluşları da ihtiva eden daha geniş bir çerçeveye kavuştuğu görülmektedir. Programlar birlikte mütalaa edildiğinde, sektörün niceliksel büyümesi ile bu büyümeyi taşıyacak hukukî ve kurumsal mimarinin teşekkülünün giderek daha fazla birlikte ele alındığı anlaşılmaktadır.
Bu seyri değerlendirirken programın kapsadığı dönem ile yayımlandığı yılı birbirinden tefrik etmek gerekir. Katılım finans alanına ilişkin ilk açık ve ileriye dönük politika hedefi, 2013 yılında yayımlanan 2014–2016 OVP’sinde yer almaktadır. Bununla birlikte, bir önceki 2013–2015 OVP’sinde katılım finansla irtibatlı somut bir gelişmeye de yer verilmiştir. Programın 11’inci sayfasında şu ifade bulunmaktadır:
“Ayrıca, uluslararası ve yurtiçi piyasalarda kira sertifikası ihracına ilişkin altyapı oluşturulmuştur.”
Bu ifade, geleceğe yönelik yeni bir politika hedefi vazetmekten ziyade, kira sertifikası ihracına ilişkin altyapının tesis edilmiş olduğunu kayda geçiren bir durum tespitidir. Dolayısıyla katılım finansın OVP’lerdeki seyri, henüz müstakil bir politika başlığı hâline gelmeden önce, kira sertifikası piyasasının teşekkülüne ilişkin somut bir gelişme üzerinden görünürlük kazanmaya başlamıştır.
Bunun yanı sıra, daha önceki programlarda finansal piyasaların geliştirilmesi ve araç çeşitliliğinin artırılması gibi umumî hedeflere rastlanmakla birlikte, bunları doğrudan katılım finansa özgülenmiş hükümler olarak değerlendirmek mümkün değildir. 2014–2016 Programı’nın 225’inci paragrafı ise alanı ilk defa sarahaten zikretmektedir:
“Faizsiz finansman araçları yaygınlaştırılacak ve çeşitlendirilecek, farkındalığın artırılması için çalışmalar yürütülecektir.”
Bu hüküm, sonraki OVP’lerde farklı şekillerde inkişaf edecek üç temel politika istikametini ortaya koymaktadır: araçların yaygınlaştırılması, çeşitlendirilmesi ve katılım finansa ilişkin farkındalığın artırılması. Böylece kira sertifikası altyapısına ilişkin önceki tespitin ardından, faizsiz finans ilk defa müstakil ve ileriye dönük bir politika hedefi olarak OVP metnine girmiştir.
2015–2017 OVP’si, bu ilk çerçeveyi yalnızca ürünler bakımından değil, sektörde faaliyet gösterecek kuruluşlar ve bunların dayanacağı hukukî zemin bakımından da genişletmektedir:
“Faizsiz finans sektöründeki ürün ve hizmet çeşitliliği ile bu alanda faaliyet gösteren kuruluş sayısı artırılacak; sektörün kurumsal ve hukuki altyapısının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütülecektir. Faizsiz finans ürünlerinin kullanımı yaygınlaştırılacaktır.”
Bu hükümle birlikte politika perspektifinde ilk dikkat çekici genişleme ortaya çıkmaktadır. Artık mesele yalnızca faizsiz finans ürünlerinin çoğaltılması ve kullanımının teşviki değildir; bu ürünleri sunacak müesseselerin sayısı ile bu müesseselerin faaliyet göstereceği kurumsal ve hukukî altyapının tahkimi de politika gündemine dâhil edilmiştir. Böylece katılım finansın gelişimi, ürün merkezli bir yaklaşımın ötesine geçerek sektörün kurumsal teşekkülüyle birlikte ele alınmaya başlanmıştır. (2015–2017 OVP, s. 20, paragraf 226)
2016–2018 OVP’sinin revize metninde bu istikamet muhafaza edilmektedir:
“Faizsiz finans sektörünün kurumsal ve hukuki altyapısı güçlendirilecektir. Faizsiz finans ürün ve hizmetlerinin çeşitlendirilmesine ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar sürdürülecektir.”
Aynı programda kira sertifikaları, tahvil piyasalarının geliştirilmesine ilişkin hedefler arasında ayrıca zikredilmektedir:
“Tahvil piyasalarının geliştirilmesi amacıyla çalışmalara devam edilecektir. Piyasa koşullarının uygun olması ve kurumsal yatırımcıların kalıcı bir talep göstermesi durumunda daha uzun vadelerde TL cinsi tahvil/kira sertifikası ihracı imkânları değerlendirilebilecektir.”
Bu hüküm, katılım finansın sermaye piyasası veçhesinin OVP’lerde daha görünür hâle gelmeye başladığını göstermektedir. Kira sertifikası artık yalnızca alternatif bir finansman vasıtası olarak değil, vade yapısı, yatırımcı talebi ve piyasa derinliği ile birlikte ele alınan bir sermaye piyasası enstrümanı olarak politika metnine girmektedir. (2016–2018 OVP, revize metin, s. 15 ve 20, paragraflar 162 ve 244)
2017–2019 OVP’sinde ise önceki yılların kurumsal ve hukukî altyapı vurgusuna yeni bir unsur ilave edilmektedir: uluslararası standartlara uyum.
“Faizsiz finans ürünlerinin yaygınlaştırılması ve çeşitlendirilmesi sağlanacak, uluslararası standartlara uyum gözetilerek sektörün kurumsal ve hukuki altyapısının geliştirilmesine devam edilecektir.”
Bu ilave, OVP’lerdeki katılım finans yaklaşımının yeni bir merhaleye intikal ettiğini göstermektedir. Sektörün inkişafı artık yalnızca Türkiye’de kurulacak hukukî ve kurumsal yapılara değil, bu yapıların uluslararası faizsiz finans müktesebatıyla ne ölçüde irtibatlandırılacağına da bağlanmıştır. (2017–2019 OVP, s. 17, paragraf 228)
Bu gelişim çizgisinde 2018–2020 OVP’si, önceki programlardan ayrılan hususî bir ehemmiyet taşımaktadır. Zira daha önce “kurumsal ve hukukî altyapının geliştirilmesi” şeklinde umumî bir çerçevede ifade edilen hedefler, bu programda ilk defa belirli bir kanun ve kurum tasavvuruyla müşahhas hâle gelmektedir:
“Faizsiz finans piyasasının derinleştirilmesi amacıyla Faizsiz Finans Kanunu çıkarılacaktır. Bu kapsamda;”
Bu ana hedefin altında iki somut unsur ayrıca zikredilmektedir:
“Faizsiz Finans Standartları Kurumu kurulacaktır.”
“Faizsiz finans prensiplerine uygun kurumsal yönetim ilkeleri belirlenecektir.”
Aynı başlık altında, ancak müstakil bir hedef olarak katılım sigortacılığına da yer verilmektedir:
“Katılım Sigortacılığının geliştirilmesine yönelik mevzuat hayata geçirilecektir.”
Aynı program, ürün çeşitliliği bakımından da somut bir ihraç hedefi ihtiva etmektedir:
“Altına dayalı tahvil/kira sertifikası ihracı hayata geçirilecektir.”
Bu programla birlikte katılım finans politikası, ilk yıllardaki ürün yaygınlaştırma ve farkındalık hedeflerinin çok ötesine geçmiştir. Faizsiz Finans Kanunu, standart koyucu bir müessese ve kurumsal yönetim ilkeleri birbiriyle irtibatlı bir düzenleme tasavvuru içerisinde ele alınırken; katılım sigortacılığına mahsus mevzuat da aynı politika başlığı altında ayrıca gündeme taşınmıştır. Böylelikle katılım finans, yalnızca belirli finansal ürünlerin sunulduğu bir faaliyet alanı olarak değil, kendisine mahsus normatif ve kurumsal unsurları bulunan daha geniş bir sistem olarak ele alınmaya başlanmıştır.
Bu yönüyle 2018–2020 OVP’si, daha sonraki yıllarda Katılım Finans Kanunu, merkezî danışma mekanizmaları ve fıkhî yönetişim etrafında cereyan edecek tartışmaların erken bir tezahürü olarak okunabilir. Bununla birlikte tarihî seyri doğru takip edebilmek bakımından, programın kullandığı özgün adlandırmalar olan “Faizsiz Finans Kanunu” ve “Faizsiz Finans Standartları Kurumu” ifadelerini kendi bağlamı içerisinde muhafaza etmek gerekir. (2018–2020 OVP, s. 39–40; PDF s. 44–45)
Yeni Ekonomi Programı adıyla yayımlanan 2019–2021 OVP’sinde ise politika gündeminin ağırlık merkezi, sektörün hangi faaliyet modelleri üzerinden yaygınlaştırılabileceği meselesine yönelmektedir:
“Katılım bankacılığının yaygınlaştırılması amacıyla yeni iş modeli/pencere sistemi uygulamasına yönelik düzenlemeler yapılacaktır.”
Bu hüküm, önceki programlarda öne çıkan ürün çeşitliliği, kuruluş sayısının artırılması ve hukukî altyapının güçlendirilmesi hedeflerine yeni bir boyut eklemektedir. Zira burada ilk defa, katılım finans faaliyetlerinin yalnızca müstakil katılım bankaları eliyle değil, farklı kurumsal modeller altında da yürütülebilmesine yönelik bir düzenleme arayışı açık biçimde politika gündemine taşınmıştır. (2019–2021 OVP, s. 22)
2020–2022 OVP’si, aynı yaklaşımı bu kez “katılım finans şirketleri” ifadesi üzerinden sürdürmektedir:
“Katılım finans şirketlerinin yaygınlaştırılması amacıyla yeni iş modeli/pencere sistemi uygulamasına yönelik düzenlemeler yapılacaktır.”
Bununla birlikte program, katılım finansı hanehalkı tasarruflarıyla doğrudan irtibatlandıran iki ayrı hedefe de yer vermektedir. Bunlardan ilki, erken yaşta finansal sisteme katılımın ve tasarruf alışkanlığının teşvikine yöneliktir:
“Vatandaşın Kumbara Hesabı uygulaması ile her yeni doğan çocuğa bir banka veya katılım finans şirketi hesabı açılacak, böylece finansal sisteme katılım ve tasarruf erken yaşta teşvik edilecektir.”
İkinci hedef ise Türkiye Emlak Katılım Bankası üzerinden tasarruf ile konut edinimi arasında bir bağ tesis etmektedir:
“Türkiye Emlak Katılım Bankası bünyesinde uzun vadeli tasarrufu teşvik edecek ve düşük maliyetle konut edinimi sağlayacak Yapı Tasarruf Sandığı Sistemi kurulacaktır.”
Bu hükümler, katılım finans politikasının faaliyet modeli tartışmasının yanı sıra tasarrufların mobilizasyonu ve konut finansmanı gibi daha geniş iktisadî ve sosyal amaçlarla da irtibatlandırıldığını göstermektedir. Böylece katılım finansın yaygınlaştırılması, yalnızca kurumsal kapasitenin artırılması değil, belirli toplumsal ihtiyaçlara cevap verecek tasarruf ve finansman modellerinin ihdası üzerinden de ele alınmıştır. (2020–2022 OVP, PDF s. 24–25 ve 28)
2021–2023 OVP’siyle birlikte katılım finans politikalarında daha bütüncül ve stratejik bir safhaya geçildiği görülmektedir. Program, Türkiye’nin katılım finans ve reasürans sistemindeki konumuna ilişkin açık bir hedef ortaya koymakta ve bu hedefi bir strateji belgesi üzerinden kurumsallaştırmayı öngörmektedir:
“Türkiye’nin katılım finans ve reasürans sisteminde önde gelen ülkeler arasında yer almasını sağlamak üzere, iyi uygulama örnekleri ve uluslararası kabul gören faizsiz finans ilkeleri çerçevesinde, sektörün ihtiyaçlarını ve katılımcıların hassasiyetlerini dikkate alan bir katılım finans strateji belgesi oluşturulacak ve uygulamaya alınacaktır.”
Bu stratejik yaklaşım, politikaların yalnızca belirlenmesiyle iktifa etmeyip bunların takip ve raporlanmasını, ayrıca ilgili kurumlar arasındaki koordinasyonun tahkimini de gündeme getirmektedir. Merkezi Danışma Kurulu da bu programla birlikte açıkça politika metninin bir unsuru hâline gelmektedir:
“Katılım finans sektörüne yönelik oluşturulan politikaların takibi ve raporlanması sağlanacak, bu sektörün düzenleyici ve denetleyici kurumları ile sektör kuruluşları arasındaki işbirliği güçlendirilecek ve Merkezi Danışma Kurulu’nun etkinliği artırılacaktır.”
Katılım sigortacılığı ve uluslararası standartlara ilişkin hedef ise şöyle ifade edilmektedir:
“Katılım finans alanında uluslararası standartlara uyum sağlanacak ve katılım sigortacılığı yaygınlaştırılacaktır.”
Sermaye piyasaları bakımından da kira sertifikalarının farklı yapı ve vadelerle geliştirilmesi hedeflenmektedir:
“Yatırım enstrümanlarının çeşitlendirilmesi ve yatırımcı tabanının genişletilmesi için farklı vadelerde ve yapılarda kira sertifikası ihraçlarına devam edilecek, kira sertifikası piyasası geliştirilecektir.”
Bu programla birlikte OVP’lerdeki katılım finans politikasının mahiyeti belirgin biçimde değişmektedir. İlk dönemlerde ürün ve kuruluş merkezli olan yaklaşım, artık strateji, koordinasyon, takip, danışma komitesi yapısı ve uluslararası standartlarla uyum unsurlarını aynı çerçeve içerisinde toplamaktadır. Bilhassa Merkezi Danışma Kurulunun etkinliğinin artırılmasına ilişkin hedef, katılım finansın fıkhî yönetişim boyutunun da kamu politikası seviyesinde görünür hâle geldiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. (2021–2023 OVP, PDF s. 33–34 ve 39)
2022–2024 OVP’si, bu gelişim çizgisine yeni iki veçhe daha ilave etmektedir: sürdürülebilirlik ve sosyal finans.
“Çevreye duyarlı yatırımların finansmanı amacıyla uluslararası standartlarla uyumlu rehber hazırlanarak yeşil tahvil ve sukuk ihraçları teşvik edilecektir.”
“Katılım finans sektöründeki sürdürülebilirlik ve sosyal finans faaliyetlerinin stratejik planlaması ve uygulaması sağlanacaktır.”
Bunlara, katılım finans düzenlemeleri ile banka dışı mali kuruluşların hukukî altyapısını birlikte ele alan bir hüküm eşlik etmektedir:
“Katılım finans düzenlemelerinin hayata geçirilmesi ve banka dışı mali kuruluşların faaliyetlerine yönelik yasal altyapı geliştirilerek, bu sektörlerdeki kuruluşların finansal sistemdeki paylarının artırılması için gereken çalışmalar yapılacaktır.”
Bu safhada katılım finansın politika alanı daha da genişlemektedir. Bir taraftan yeşil finansman ve sosyal finans gibi yeni temalar sisteme dâhil edilirken, diğer taraftan banka dışı mali kuruluşların hukukî altyapısı gündeme taşınmaktadır. Böylelikle katılım finans, yalnızca bankacılık, sermaye piyasaları ve sigortacılığa münhasır bir alan olmaktan çıkarak çevresel, sosyal ve alternatif finansman modellerini de ihtiva eden daha geniş bir finansal ekosistem içerisinde konumlandırılmaktadır. (2022–2024 OVP, PDF s. 15 ve 20)
2023–2025 OVP’sinde ise daha önce genel ifadelerle zikredilen kurumsallaşma ve hukukî altyapı hedeflerinin muhtevası ilk defa oldukça ayrıntılı biçimde ortaya konulmaktadır:
“Katılım finans sisteminin standartlar, derecelendirme, lisanslama ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik alanlarda kurumsallaşması güçlendirilecek ve güçlü bir mevzuat altyapısına sahip olması sağlanacaktır.”
Bu hüküm, OVP’lerdeki katılım finans yaklaşımının ulaştığı merhaleyi göstermesi bakımından hususî bir öneme sahiptir. Zira burada yalnızca genel bir “hukukî altyapı” ihtiyacından söz edilmemekte; standart belirleme, derecelendirme, lisanslama ve uyuşmazlıkların halli gibi somut hukukî ve kurumsal alanlar sarahaten zikredilmektedir. Başka bir ifadeyle katılım finansın müstakil bir normatif sistem olarak kurumsallaşmasının hangi unsurlar üzerinden sağlanacağı daha müşahhas hâle gelmektedir.
Sermaye piyasalarına ilişkin hedefler de aynı programda genişlemektedir:
“Sermaye piyasaları ve yatırımcı tabanı genişletilerek katılım finans sektöründeki gelişimi de destekleyen yeni ürün, hizmet ve piyasalar geliştirilecektir.”
“Borsa İstanbul bünyesinde kira sertifikaları, katılım esaslı pay senetleri ve katılım esaslı diğer menkul kıymetler gibi katılım sermaye piyasası ürünlerinden münhasıran endeksler oluşturulacaktır.”
Böylelikle önceki yıllarda ağırlıklı olarak kira sertifikası ihraçları üzerinden şekillenen sermaye piyasası politikası, yeni ürünler, yeni piyasalar, yatırımcı tabanının genişletilmesi ve katılım esaslı endekslerin teşekkülü ile daha kapsamlı bir mahiyet kazanmaktadır. (2023–2025 OVP, PDF s. 24)
2024–2026 OVP’sinde ise önceki yıllarda “kurumsallaşma” ve “hukukî altyapı” kavramları etrafında ifade edilen arayış, bu defa “kurumsal dönüşüm” tabiriyle formüle edilmektedir:
“Katılım finansın kurumsal dönüşümü gerçekleştirilecek, sektörü destekleyici mekanizmalar tesis edilecektir.”
Katılım sigortacılığında ise yalnızca mevzuat altyapısının geliştirilmesi değil, bu alandaki tekniklerin uygulanma biçimi de politika konusu hâline gelmektedir:
“Katılım sigortacılığı mevzuat altyapısı ve ekosistemi geliştirilecek, katılım finans esaslarına uyumlu sigortacılık tekniklerinin daha etkin ve şeffaf şekilde uygulanmasına yönelik düzenlemeler hayata geçirilecektir.”
İstanbul Finans Merkezi ile katılım esaslı finansal teknolojiler arasındaki irtibat da açık bir hedefe dönüşmektedir:
“İstanbul Finans Merkezi kapsamında yenilikçi, kapsayıcı ve dinamik bir katılım finans ekosisteminin oluşturulmasına yönelik katılım esaslı faaliyet gösteren fintekler desteklenecektir.”
Bu üç hedef, programın reform takviminde müştereken tekrar edilmektedir:
“Katılım finansın kurumsal dönüşümü gerçekleştirilecek, katılım sigortacılığı mevzuat altyapısı ve ekosistemi geliştirilecek, İstanbul Finans Merkezi kapsamında yenilikçi, kapsayıcı ve dinamik bir katılım finans ekosisteminin oluşturulmasına yönelik katılım esaslı faaliyet gösteren fintekler desteklenecektir.”
Bu programla birlikte katılım finansın kurumsal dönüşümü, sigortacılık ve finansal teknolojilerin inkişafı birbirinden müstakil meseleler olarak değil, aynı ekosistemin tamamlayıcı unsurları şeklinde telakki edilmektedir. Özellikle finteklerin açık biçimde politika alanına dâhil edilmesi, katılım finansın kurumsal sınırlarının dijital finans sahasına doğru genişlediğini göstermektedir. (2024–2026 OVP, s. 26 ve 67; PDF s. 31 ve 72)
Ayrıca, 2023–2025 ve 2024–2026 OVP’lerinde, katılım finans sektörüne münhasır olmamakla birlikte katılım hesaplarını da kapsaması itibarıyla alanla irtibatlı YUVAM uygulamasına ilişkin hedeflere yer verilmiştir. 2023–2025 OVP’sinde uygulamanın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması öngörülmüş:
“Ülke ekonomisine kaynak sağlayan YUVAM hesabı uygulaması geliştirilerek yaygınlaştırılacaktır.”
2024–2026 OVP’sinde ise hedef daha açık bir ifadeyle sürdürülerek YUVAM’ın mevduat ve katılım sistemini birlikte ihtiva eden yapısı vurgulanmış; uygulamanın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasının yanı sıra etkinliğinin artırılması da hedeflenmiştir:
“Yurt Dışında Yerleşik Vatandaşlar Mevduat ve Katılım Sistemi (YUVAM) hesabının geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve etkinliğinin artırılması sağlanacaktır.”
Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, YUVAM’ın OVP’lerde süreklilik arz eden bir politika aracı olarak ele alındığı; ikinci dönemde ise hedefin kapsamının etkinliğin artırılması unsuruyla genişletildiği görülmektedir. Bununla birlikte YUVAM’a ilişkin bu hedefler, doğrudan katılım finans sisteminin kurumsallaşmasına mahsus hükümler olarak değil; mevduatın yanı sıra katılım hesaplarını da kapsayan ve bu sebeple katılım finansla irtibat kuran daha geniş finansal politika tedbirleri olarak değerlendirilmelidir.
2025–2027 OVP’sinde katılım finansın geliştirilmesi bu kez müstakil bir başlık altında ele alınmaktadır. Başlığın girişinde, ilk OVP’lerden itibaren varlığını muhafaza eden farkındalık hedefinin, uluslararası münasebetler ve stratejik iş birlikleriyle birlikte yeniden formüle edildiği görülmektedir:
“Katılım finans sisteminin tanıtımı, farkındalığın artırılması, uluslararası ilişkiler ve stratejik işbirliklerinin güçlendirilmesi suretiyle ve İstanbul Finans Merkezi (İFM) aracılığıyla katılım finans sektöründe öncü konuma gelinmesi hedeflenmektedir.”
Bu çerçevede dört somut hedef sıralanmaktadır:
“İstanbul Finans Merkezi içerisinde yenilikçi, kapsayıcı ve dinamik bir katılım finans ekosisteminin oluşturulmasına yönelik adımlar atılacaktır.”
“Katılım sigortacılığı mevzuat altyapısı geliştirilecek, katılım sigortacılığının ve katılım emeklilik planlarının kapsayıcılığı artırılacaktır.”
“Altyapı projelerinin finansmanı ve katılım finans kuruluşlarının likiditeye erişimini kolaylaştırmayı hedefleyen Uluslararası İslami Altyapı ve Likidite Kuruluşu (IILC)’nun kurulmasına ilişkin çalışmalar yürütülecektir.”
“Başta kira sertifikaları olmak üzere, katılım finans ürünlerinde, benzer finansal ürünlere göre ortaya çıkabilecek mükerrer vergilendirme gibi sorunların çözümüne yönelik çalışmalar yapılacaktır.”
Bu programda katılım finans politikasının hem kapsam hem de teknik derinlik bakımından inkişaf ettiği görülmektedir. Katılım emeklilik planları, sigortacılık alanındaki genişlemenin yeni bir merhalesini teşkil ederken; IILC hedefi, katılım finans kuruluşlarının likiditeye erişimi ile altyapı projelerinin finansmanını uluslararası bir müessese üzerinden ele almaktadır.
Aynı şekilde mükerrer vergilendirme meselesinin açık bir politika hedefi olarak zikredilmesi de dikkat çekicidir. Bu yaklaşım, katılım finans ürünlerinin hukukî yapılarından kaynaklanan farklılıkların vergi mevzuatında ilave maliyet doğurmaması ve benzer iktisadî mahiyetteki finansal ürünler arasında vergisel tarafsızlığın temin edilmesi arayışını görünür hâle getirmektedir. Böylelikle katılım finans politikasının gündemine kurum ve ürünlerin yanı sıra likidite ve vergilendirme gibi sistemin işleyişine doğrudan tesir eden teknik meseleler de dâhil olmaktadır. (2025–2027 OVP, s. 52; PDF s. 57)
2026–2028 OVP’sinde katılım finans ekosisteminin geliştirilmesi, genel finansman politikaları içerisinde de açık bir biçimde yer bulmaktadır:
“Bu çerçevede, finansmana erişimin artırılmasına dönük politikalar uygulanırken sanayide teknolojik yenilenmenin ve sektörel dönüşümün sağlanmasını destekleyici araçların da devrede olmasına özen gösterilecek, yenilikçi, kapsayıcı ve dinamik bir katılım finans ekosisteminin oluşturulmasına yönelik faaliyetlere devam edilecektir.”
Katılım finansın güçlendirilmesine ilişkin bölüm ise şu genel hedefle başlamaktadır:
“Katılım finans ekosisteminin güçlendirilmesi amacıyla düzenleyici çerçeve geliştirilecek, ürün ve hizmet çeşitliliği artırılacaktır.”
Bu genel hükmün ardından düzenleyici çerçevenin hangi kuruluş türleri bakımından geliştirileceği daha sarih biçimde ortaya konulmaktadır:
“Tamamen katılım esasına göre faaliyet gösteren kalkınma ve yatırım bankalarına ilişkin düzenlemeler hayata geçirilecektir.”
“Katılım esaslı faaliyet gösteren banka dışı finansal kuruluşlar için düzenleme altyapısı oluşturulacaktır.”
Önceki programlardan gelen sigortacılık, ürün çeşitliliği ve kurumsal dönüşüm hedefleri de muhafaza edilmektedir:
“Katılım sigortacılığı mevzuat alt yapısı geliştirilecek, katılım sigortacılığının ve katılım emeklilik planlarının kapsayıcılığı artırılacaktır.”
“Katılım finans sisteminin yaygınlaştırılması için çeşitli ürün ve hizmetler geliştirilecektir.”
“Katılım finansın kurumsal dönüşümünü gerçekleştirecek ve sektörü destekleyecek mekanizmalar tesis edilecektir.”
Bu programın ayırt edici tarafı, katılım finansın kurumsal kapsamını daha açık biçimde klasik katılım bankacılığının ötesine taşımasıdır. Kalkınma ve yatırım bankaları ile banka dışı finansal kuruluşların müstakil düzenleme hedeflerine konu edilmesi, katılım finansın farklı kuruluş türleri üzerinden genişleyen bir faaliyet alanı olarak telakki edildiğini göstermektedir.
Bununla birlikte “tamamen katılım esasına göre faaliyet gösteren” kalkınma ve yatırım bankalarına ilişkin ifade ayrıca dikkat çekicidir. Zira burada düzenleme hedefinin kapsamı, kalkınma ve yatırım bankalarının tamamına değil, faaliyetlerini bütünüyle katılım esasına göre yürüten kuruluşlara tahsis edilmiştir. Bu kayıt, ilerleyen dönemde söz konusu düzenlemelerin kapsamı ve faaliyet modeli bakımından yapılacak değerlendirmelerde ayrıca nazara alınmalıdır. (2026–2028 OVP, s. 35–36; PDF s. 40–41)
Nihayet 2027–2029 OVP’sinde, katılım finansın İstanbul Finans Merkezinin uluslararası ve bölgesel konumlandırılması içerisindeki yeri muhafaza edilmektedir:
“İFM’nin uluslararası finansal hizmetler, bölgesel fon yönetimi, sermaye piyasaları, finansal teknolojiler, katılım finans ve sürdürülebilir finans alanlarında cazibesinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar sürdürülecektir. Bu kapsamda, nitelikli uluslararası yatırımcıların Türkiye’deki faaliyetlerinin kolaylaştırılması, yatırım ve finansal işlemlere ilişkin hizmetlerin bütünleşik şekilde sunulması ve İFM’nin küresel ve bölgesel rolünün güçlendirilmesine yönelik uygulamalar hayata geçirilecektir.”
Bu çerçevedeki hedeflerden biri ayrıca şöyle ifade edilmektedir:
“İFM’nin uluslararası finansal işlemler, bölgesel fon yönetimi, fintek, katılım finans ve sürdürülebilir finans merkezi olarak konumlandırılması hızlandırılacaktır.”
Bu hükümler, katılım finansın münhasıran iç piyasadaki sektör gelişimi bağlamında değil, önceki programlarda görülen uluslararası konumlandırma yaklaşımı sürdürülmektedir.
Aynı programda tasarruf finansman şirketlerine ilişkin düzenlemeler de finansal sektörün kurumsal yapısının tahkimi çerçevesinde gündeme alınmaktadır:
“Tasarruf finansman şirketlerinin faaliyetlerine ilişkin süreçlerin sağlıklı sürdürülmesi, dengeli bir şekilde büyümelerinin sağlanması ve müşterilerin menfaatlerinin korunması amacıyla düzenlemeler yapılmaya devam edilecektir.”
Bu hüküm, reform takviminde de aynı ifadeyle yer almakta; yapılacak işlem “İdari Düzenleme”, öngörülen takvim ise 2026 yılının dördüncü çeyreği olarak gösterilmektedir.
Tasarruf finansman şirketlerine ilişkin bu yaklaşım, önceki OVP’lerde görülen banka dışı finansal kuruluşların hukukî altyapısının geliştirilmesi hedefinin daha müşahhas bir alandaki tezahürü olarak değerlendirilebilir. Burada vurgu yalnızca sektörün büyütülmesine değil; faaliyet süreçlerinin sıhhati, dengeli büyüme ve müşterilerin menfaatlerinin himayesi arasında bir muvazene kurulmasına yönelmektedir. Böylece 2027–2029 OVP’si, bir taraftan katılım finansın uluslararası konumunun tahkimini hedeflerken diğer taraftan banka dışı finansal kuruluşlarda düzenleme ve müşteri korumasını da politika gündeminde tutmaktadır. (2027–2029 OVP, s. 36, 43 ve 79; PDF s. 42, 49 ve 85)
OVP’lerin ortaya koyduğu bu seyir bir bütün olarak mütalaa edildiğinde, katılım finansın kamu politikalarındaki yerinin tedricî fakat belirgin bir tekâmül gösterdiği görülmektedir. 2014–2016 OVP’sinde ürünlerin yaygınlaştırılması, çeşitlendirilmesi ve farkındalık ile başlayan politika çizgisi; kısa süre içerisinde kuruluş sayısının artırılması ve hukukî-kurumsal altyapının tahkimi hedefleriyle genişlemiştir. Bunun ardından uluslararası standartlara uyum, müstakil kanun ve standart kurumu tasavvuru, yeni faaliyet modelleri, strateji belgesi ve Merkezi Danışma Kurulu gündeme gelmiştir.
Takip eden merhalede bu yapı; sürdürülebilirlik ve sosyal finans, standartlar, derecelendirme, lisanslama, uyuşmazlıkların halli, katılım sigortacılığı, emeklilik, fintek, uluslararası likidite mekanizmaları, vergilendirme, kalkınma ve yatırım bankacılığı ile banka dışı finansal kuruluşları da içine alan daha geniş bir politika mimarisine dönüşmüştür.
Bu açıdan OVP’lerdeki katılım finans serencamı, yalnızca politika başlıklarının sayısal olarak çoğalmasından ibaret değildir. Daha esaslı dönüşüm, katılım finansa ilişkin tasavvurun mahiyetinde gerçekleşmiştir. İlk yıllarda mevcut finans sistemi içerisinde belirli ürünlerin çeşitlendirilmesi ve yaygınlaştırılması şeklinde ortaya çıkan yaklaşım, zaman içerisinde kendisine mahsus kurumları, normları, yönetişim mekanizmaları, piyasa altyapısı ve kuruluş türleri bulunan daha geniş bir hukukî ve finansal ekosistemin teşekkülü istikametine evrilmiştir.
Bununla birlikte OVP’lerde bir hedefin yer alması, o hedefin aynı ad, kapsam veya kurumsal model altında tatbik sahasına intikal ettiği anlamına gelmemektedir. Bazı hedefler doğrudan hayata geçirilmiş, bazıları farklı bir hukukî veya kurumsal forma tahavvül etmiş, bazıları ise sonraki programlarda yeniden formüle edilerek politika gündemindeki yerini muhafaza etmiştir.
Bu sebeple OVP’lerin ortaya koyduğu politika çizgisini anlamlandırmanın ikinci merhalesi, artık yalnızca “ne hedeflendiği” sorusuna değil, “bu hedeflerden hangilerinin, hangi düzenleme ve kurumlar marifetiyle, ne ölçüde hayata geçirildiği” sorusuna cevap aramaktır. Katılım finans politikasının gerçek tekâmülü de ancak OVP’lerdeki bu iradenin mer‘î hukukta ve kurumsal tatbikatta bulduğu karşılıklarla birlikte incelendiğinde bütün veçheleriyle görülebilecektir.